türk okan

zengin bir forum
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Allah'ı Unutmanın Ilk Işareti..

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 273
Nerden : AnKaRa
İş/Hobiler : basketball,internet
Kayıt tarihi : 16/04/08

MesajKonu: Allah'ı Unutmanın Ilk Işareti..   Cuma Nis. 18, 2008 4:37 pm

İnsan bir yolcu. Yolu belli, gideceği yer belli. Yola koyulup yolda olmak gerek.

Oyalanıp yolu uzatmak anlamsız. Unutup yoldan çıkmak bir felaket. Vaktin de bir sınırı var. Mühlet dolmadan menzile varmak lazım.

Yol kenarında şu bizi oyalayıp duran çarşı-pazarların, panayırların en güzelleri yolun sonunda kurulu. Dostlar, ahbaplar da orada, sohbet, muhabbet meclisleri de orada.

Yol kesicilere uymak, çığırtkanlara kulak vermek büyük zarar. Maksadı unutturacak, geri bıraktıracak, yolu uzatacak her şey boş ve anlamsız. Mâlâyani.

Boş işleri bırakıp, yol bilenlerin kervanına katılıp yol almalı.

Yoksa yol bitmeden ömür bitecek.

Bu dünyaya "Allah'a kulluk edelim" diye gönderildik. Fakat bazen bu en temel yükümlülüğümüzü ihmal ettiğimiz, zaruret de olsa bazı işleri gereğinden fazla önemseyip kulluk vazifemizin üstüne çıkardığımız, boş ve manasız meşguliyetlere kapıldığımız oluyor. İslâm terminolojisinde "mâlâyani" deniliyor bütün bunlara.

Mâlâyani bir nisyanın; yani insanın Allah'ı, kendisini ve vazifesini unutmasının, "kendini kaybetmesi"nin ilk işareti. Bu sebeple mâlâyani sayılan müşahhas (gözle görülür) tutum ve davranışlardan ziyade, mâlâyaninin zeminindeki "nisyan hali" daha tehlikeli.

Fakat mesele bir "kavram" olarak değil de, "sû-i misâl" olarak dondurulup kaynağından koparılarak anlaşıldığı için bu tehlikeyi yeterince ciddiye alamıyoruz.

Küçük görülen bir günah

Anadolu'da birçok yerde hâlâ sürdürülen güzel bir adet var. Cuma geceleri yatsı ve vitir namazlarını cemaatle kılan müslümanlar, duadan sonra toplu halde tevbe istiğfar ederler. Ruhlara nüfuz eden bir medeniyet Türkçesi ile, "... bütün âzâ ve cevâhirimizden şirk, hata, isyan, koğ, gıybet, mâlâyani.. her ne ki sâdır ve vâki olduysa, biz onların cümlesinden pişman olduk, bir daha işlememeye azm ü cezm ile kasteyledik.." derler. Demek ki her müslüman, en azından bu istiğfar geleneğinden hareketle, mâlâyaninin "sakınılması gereken bir günah olduğu" malumatına aşinadır.

Fakat çoğu müslümanın cami dışındaki tutum ve davranışlarından anlaşılıyor ki bu malumat, mâlâyaninin ne olduğu, neleri kapsadığı, bir kavram olarak nasıl anlaşılması gerektiği hususunda "tam ve yeterli bir bilgi" değil. Neyi yapmayacağımızı layıkıyla bilmeyince "yapmama kastı"ndaki samimiyetimiz işe yaramıyor, hatta tevbe esnasındaki ahdimize vefasızlığı peşin peşin ilan etme laubaliliğine düşürüyor bizi.

Küçük günahları "küçük görmek", kalın çizgilerle ayrıştırılmamış meselelerde teferruata dikkat etmemek gibi bir duyarsızlığımız var. Mâlâyani konusunda tam ve yeterli bilgiye sahip olamayışımız biraz bununla alakalı. Ama öte yandan küçük günahların tabiatı da rol oynuyor bu ihmalde. Küçüklükleri sebebiyle masum görünüyorlar. Küçüklükleri sebebiyle fark edilemeyebiliyor, en küçük bir boşluktan bile sızıp kalbi katılaştırıyorlar. Ele avuca sığmayan seyyaliyetleri şaşırtabiliyor insanı, büyüyüp azmanlaştığını anlayamıyorsunuz. Mâlâyani böyle bir kavram. Üstelik sinsi ve karmaşık.

Öyleyse gelin, hem böyle bir sinsi tehlikeyi teşhis etmeye hem de yokluğundan şikayetçi olduğumuz bir duyarlılığın temrinini böylece yapmaya çalışalım.

Mâlâyani ne demek?

Mâlâyani, "manası olmayan şey" demektir. İslâm alimleri, meseleyi hususen ele aldıkları kaynaklarda bunun sınırlarını bugün zannedilenin aksine oldukça geniş tutar. Mesela İbnü Receb el-Bağdadî "dünya ve ahiret için zaruri olmayan fiiller"in tamamını mâlâyani sayarken, Aliyy'ül-Kârî, kişiyi alâkadar etmeyen söz, nazar, fikir, hatta hayali dahi bu kapsama alır.

Buna rağmen mâlâyani daha çok "boş söz, fayda sağlamayan konuşma, şakalaşma veya tartışma" olarak bilinmektedir. Kavramın kaynağını teşkil eden hadis-i şeriflerin bazılarında Hz. Peygamber s.a.v.'in mâlâyaniyi "söz"le örneklemesi ve modern zamanlar öncesindeki bütün toplumlarda şifahî (başkasından dinleyip öğrenilen) bir yapının hüküm sürmesi, meseleyi dil planında belirginleştirmiş, ilmihal kitaplarında "dilin afetleri" bahsine dahil etmiş olsa da, mâlâyaniyi sadece söze/dile ait bir günah şeklinde anlamak eksik bir bilgidir. Evvela bunu tasrih edelim.

İkinci olarak mâlâyaninin hükmüne dair kaynaklarda serdedilen farklı görüşlerin, öyle görünmesine rağmen bir ihtilaf sayılmadığına dikkat çekelim. Kapsamına giren fiillerin çeşitliliği, bunlardaki niyet ve fiilin yol açabileceği neticeler sebebiyle mâlâyani, fıkıh kitaplarında fuzuli mübahlardan mekruhlara, haram sınırına kadar geniş bir yelpazede değerlendirilir.

Mâlâyaninin hükmü

İmam-ı Gazalî rh.a. mâlâyaniyi fuzuli mübah noktasında zemmeden (kötüleyen)lerdendir. Hareket noktası, zaman ve enerji kaybıdır; kişinin "bir hazine elde etmek varken, bir boncuğa talip olarak" kendini zarara uğratmasıdır. "Sükût etmekle günaha girmeyecek ve bir zarar görmeyeceksen o sözü söyleme." der.

Söz söyleme sadedindeki dar manasıyla da olsa, meselenin "inceliği"ne işaret etmek üzere, şu "fuzuli mübah" üzerinde biraz duralım: Yalan, iftira, gıybet, riya.. zaten katiyetle yasaklanmış şeyler. Bunları içinde barındırmayan, söylenmediği takdirde bir zarara yol açmayacak sözleri de mâlâyani sayıyor İmam-ı Gazalî. Diyor ki, "Yoldan geçen birine, icap etmediği, üstüne vazife olmadığı halde, sırf laf olsun diye, 'kimsin, nerden geliyor, nereye gidiyorsun?' suallerini sormak mâlâyanidir." Hatta, lüzumlu bir konuda gereğinden fazla konuşulmuş, daha kısa anlatmak mümkün iken laf uzatılmış ise, bu uzatılan kısmı da mâlâyaniye dahil ediyor.

Dinimizce yapılması men edilmemiş faydasız oyunlar, oyalanmalar, eğlenceler.. mâlâyanidir. Faydalı olduğu düşünülen oyunlarda dahi mutlaka dikkate alınması gereken değerlendirmeler yapılmıştır. Satranç oyunu, muhakemeyi geliştirmek, strateji üretme kabiliyeti kazandırmak gibi faydalar ile zihni açıp kuvvetlendirdiği ve bütün bunların geniş manasıyla "cihad"a hazırlık olabileceği gerekçesiyle bazı mezhep alimleri tarafından mübah sayılmıştır. Fakat öte yandan, mesela namaz vaktinin geçirilmesine, müsabıkların kazanma yahut kaybetme halet-i ruhiyesi ile birbirlerini incitmesine, kaba ve ağır sözlere sebebiyet verebileceği ihtimalinden dolayı satrancı tahrimen mekruh addedenler de vardır. Bunun gibi, "gölge oyunu seyreden birinin imametinin caiz olup olmayacağı"na dair bir mesele üzerine fetvası istenen 16. asrın meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendi, mütalaasında, ancak "ibret için nazar ve ehl-i hâl fikriyle tefekkür etmek" kaydıyla bu türlü oyunların seyrine cevaz verir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://okan.yetkinforum.net
 
Allah'ı Unutmanın Ilk Işareti..
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
türk okan :: İlk kategoriniz :: İSLAMİYET-
Buraya geçin: